TV demokrasisi’
TV kanallarının sayısı çoğaldıkça,
burjuva propagandacıları kitle iletişimi olanaklarının muazzam genişlemesinden söz
ederek, her türden görüş ve düşüncenin “kendini ifade etme olanağının
engellenemez biçimde genişlediği”ne vurguyu yoğunlaştırdılar. Görünürde, “göz
önündeki nesnel bir gelişme”yi dayanak alarak “fikir özgürlüğü”nün “savunusu”
oluyordu bu.
Bu görüntüyü güçlendirmek
ve kanıtlamak üzere, hemen her konuda ve çeşitli kesimlerden “temsilciler”in
katıldıkları “açık oturumlar” düzenleniyor; kendilerini birer tiyatro
yönetmeni, bütün “seyirci”leri ve “katılımcıları” da istenilen biçimde
yönlendirilen ya da “kukla olarak oynatılan” malzeme olarak gören Reha Muhtar-Ali Kırca
gibi “yapımcı”lar, bu görüntü demokrasisinin sahnelenmesini sağlıyorlardı.
TV kanallarının sayısının
çoğalması ve görüntüyle sesin birlikte ve aynı anda milyonlarca insanı etki
altına alacak biçimde birleştirilmesi bir teknik-bilimsel ve sosyal gelişmenin göstergesiydi;
ama bu, aynı zamanda bu olanağın egemen sınıf tarafından “kitle kültürü oluşturma”nın
en etkili silahı olarak kullanılmasını da olanaklı kılıyordu. Bu ise, reklam
edildiği gibi “demokratikleşmenin mevzi kazanması”, fikir özgürlüğünün
engellenemez biçimde gerçekleşmesi değil, egemen olan sınıfın ve onun sistem
kurumlarının yeni ve etkin araçlarla takviye olmasını sağlıyordu. Kuşkusuz arada
ve engellenemediği için, emekçilerin durumunun ekrana yansıması; kapitalizmin nesnel
çelişkilerinin sergilenmesine yarayan tartışmalar da oluyordu.
Böyle olmasının birbirine
bağlı ve birbirini etkileyen birçok etkeni var. Önce, insanın “tarihi yürüyüşü”nde,
en etkin biçimde egemen olan tarafından kullanılsa da, bilim ve teknikte kaydedilen
gelişmelerin ezilen ve sömürülen sınıfların elinde de bir mücadele aracına dönüşmesini
bütünüyle engellemek olanaklı değildir. Burjuvazi emek sömürüsünü gerçekleştirirken
zorunlu olarak ulaşım ve iletişimi de geliştirmeliydi ve öyle de oldu. Isı, ışık
ve ses iletiminin; makinenin, elektriğin, ray sistemi ve yürüyen merdivenin, elektriğin,
bandın, radyo ve TV vericilerinin, meta üretimi ve tüketiminin; ve bununla koparılamaz
bağı içinde artıdeğer üretimi ve kârın büyümesine ya da olanaklarının
genişlemesine sağladığı katkılar göz önündedir.
Burjuvazi için nesne,
sömürü aracı olarak gördüğü işlev oranında bir değerdi ve konu sınırları içinde
konuşursak, TV’nin, kanal sayıları da çoğalarak toplumsal hizmete sunulması, ona
sınıf eğemenliğinin ideolojik-politik araçlarının zenginleştirilmesi
olanaklarıyla birlikte, yeni sömürü olanağı da sunuyordu. Kapitalist ve tekelci
şirketlerin ürünlerinin reklamının televizyon yayıncılığının önemli bir yanını
oluşturduğu biliniyor. Görüntü sağlayıcı ve iletici ürünlerin imali ve satışı
kapitalist için kâr sağlayıcı yeni bir sektörün doğması demekti.
Ancak TV yayıncılığının
sermaye sistemine ve burjuvazinin sınıf egemenliğine en büyük yararının egemen düşüncenin
sömürülen ve ezilen kitlelere hakim kılınmasında; ezilenlerin sömürü ve baskı
sistemine karşı mücadelesinin saptırılması ve etkisizleştirilmesinde; kitlelerin
aldatılarak yedeklenmesinde; beklenticiliğe sürüklenerek pasifleştirilmesinde,
sermaye ve gericiliğe sağladığı olanaklardı. Bunun için tekelci burjuvazi ve mali
sermayenin en yetenekli burjuva ve “demokrat” propagandacılarla en yeteneksiz
şaklaban ve provokatörleri finanse edip besleme “fino köpekleri” olarak tutması,
kapı bekçileri olarak kullanması “işten değil”di!
Bütün kapitalist ülkelerde
ve en etkili sermaye grupları tarafından finanse edilen bu türden sermaye adamlarının,
kapitalistlerin ürünlerinin pazarlamacılığıyla birlikte “fikir özgürlüğü”
sabotajcılığını en iyi biçimde yapan bu türden asalakları kullanarak halkın
geniş kesimlerini “esir alması”nın etkin örneklerine her gün tanık oluyoruz.
Halkı ve düşünme kapasitesini cendereye almanın en etkin aracıdır günümüzde
televizyon yayıncılığı. Bunu, sözde halkın sorunlarını ekranlara taşıyarak ya
da fikir özgürlüğü üzerine ezilenlerin ve temsilcilerinin fikirlerini serbestçe
söyleyemeyecekleri “oluruna getirme”ler sağlayarak; her durum ve koşulda burjuva,
burjuva liberal ve reformist, Yeni Dünya Düzenci ve gerici fikirlerin öne çıkarılarak
empoze edildiği programlar düzenleyerek sürdürmek en etkili yollardan biridir.
Sermayenin ellerindeki
olanakları ve burjuvazinin sınıf egemenliğini kullanarak kendi düşüncelerini -ki
bunlar sömürüyü kaçınılmaz ve kutsal gösteren fikirlerdir- egemen kılmaya çalışmasının
“doğal olduğu” düşünülebilir. Ancak, yine sermaye ve gericiliğin hizmetindeki
besleme propagandacıların, bütün bu olanakların herkesin hizmetinde olduğunu;
toplumun demokratikleşmesinin ve ilerlemesinin araçları olarak işlev gördüklerini
söylemeleri bir “dezenformasyon”dan ibarettir. Reha Muhtar türünden tefessüh etmiş
provokatörlerin ya da Ali Kırca gibi “demokrat” maskeli sermaye uşaklarının
tertipledikleri “açık oturum” ve “Ateş Hattı” programlarında, emekçilerin çıkarlarının,
taleplerinin ve düşüncelerinin dile getirilmesine set çekmek bir yana; işçi ve
emekçilerin saflarından gelenleri ya da onların çıkarlarından söz edenleri konuşturmama
ve aşağılama; bunun için yine kitlelerin en geri önyargı ve geleneksel ayakbağı düşüncelerini
istismar ederek kullanma taktiği izlediklerini de, bu programları izleme sabrı gösterdiğimizde,
görüyoruz.
Reha Muhtar’ın “büyücü”,
“falcı”, “medyum” vb. batıl inanç sömürücülerini televizyona çıkararak
hem bu kişileri, hem de onların şahsında bütün “seyircileri” aşağılayan son
“Ateş Hattı” programı, yalnızca toplumun tefessüh etmiş asalak tabakasının bir
temsilcisinin “insan”a saldırısının arenası olmadı; anlayan için, burjuvazinin
elindeki egemenlik araçları arasında bu türden ‘uygarlık göstergesi’ araçların
bulunduğunu da bir kez daha gösterdi.
Bilimsel teknik gelişmeler
koşullardan, sınıfların varlığı, konumları ve ilişkilerinden
soyutlanamayacakları gibi, kimin elinde ve ne için kullanıldıkları da önem taşımaktadır.
Sınıfların ve sınıf egemenliğinin bulunduğu yerde, toplumsal yaşamda etkin rol
oynayan hiçbir araç egemen olanın hakimiyeti için işlev görmekten kurtulamaz; insan
ve etkinliğinden; öyleyse sınıfların ve etkinliklerinden bağımsız rol oynayamaz.
Esas işlevi budur. Ezilenler bu araçlardan, ancak örgütlenmeleriyle mücadele mevzi ve
araçlarının gücü sayesinde ve pratikte de hemen her zaman kısıtlanmış olarak
yararlanabilirler.
A. Cihan SOYLU-EVRENSEL/06.12.2001